Author - Mehtap Taşkıran

SİHİRLİ DEĞNEĞİMİZ “TAKDİR”

Yapılan araştırmalara göre işten çıkış nedenlerinin ilk sıralarında  “Yöneticiler ile olan kötü İlişkiler” yer alıyor. Bu kötü ilişkiler genelde klasik yönetim anlayışını benimseyen yöneticiler ile yaşanıyor. Ve en sık duyulan şey ise: “Yöneticim yaptığım hiçbir şeyi beğenmiyor, beni sürekli eleştiriyor.” oluyor.

Liderliğin ve klasik yönetici kavramının ne olduğu konusunda biraz düşünecek olursak, en basit ve gözle görülür farkın “YAKLAŞIM” olduğunu farketmemiz hiç zor değil.

Yönetici; “Yap” diyen, lider ise;  yapması konusunda kişiyi istekli hale getiren kişi. İşte kilit nokta bu.

Nedir bu istekli hal?

Modern psikolojinin önemli isimlerinden biri olan  William James’in de söylediği gibi; insan doğasının en derin özlemi takdir edilmektir.

Üstelik sadece iş ortamında değil, aile ve sosyal ortamda da bu ihtiyaç oldukça fazla.

Birçok insan; Takdir edersem “Şımarır, ve işini hafife alır.”, “Zaten görevini yapıyor”, “Takdir etmek zor geliyor”, “Ya samimi olmadığımı düşünürse?”  gibi yargı ve inançlardan dolayı “TAKDİR EDEMEME” hastalığına yakalanmış durumda.

Kendimizi ve geçmişteki, hatta şimdiki yöneticimizi düşünelim. Yapılan hataları söyleme konusunda bonkör olan kişi, başarıları dile getirme konusunda bir o kadar cimri…

Mesela Siz? En son ne zaman birini içtenlikle takdir ettiniz?

Ya da en son ne zaman birini eleştirdiniz? Hangisi daha kolay geliyor?

“Araştırmalara göre insanların yüzde 60’ı takdir edilmekten en az para ödülü olmak kadar motive oluyor”

Handikap bu aslında; “Bizi motive eden şeyi bir başkasından esirgemek!”.

Takdir etmek liderliğin bir ayrıcalığı ve takdir etmek görmek istediğimiz davranışları güçlendiren sihirli bir değnek. Lider olduğunu düşünen ya da lider olmak yolunda kendini geliştirmek isteyen birinin bu sihirli değneği elinde sıkı sıkı tutması gerekiyor.

Çünkü; hepimiz kişiliğimiz ve yaptıklarımız sayesinde takdir edilmek isteriz. Bu durum bizim takdir edilen yönlerimizi daha fazla ön plana çıkarma isteğimizi arttırır.

Bir çalışan yöneticisinden “Harika iş çıkarttın”, “Çabanı görüyorum ve takdir ediyorum” ,”Bir dahaki sefere çok daha iyisini yapacağına inanıyorum” gibi cümleleri duyduğunda daha motive, daha istekli bir hale bürünür. Ve tabi potansiyelini en üst düzeyde kullanmaya başlar.

Takdir etmek için olağan üstü atılımlar, üstün başarılar bekleme eğiliminde olan bir yönetici iseniz, Size büyük başarıların her zaman olabilecek bir şey olmadığını hatırlatmak isterim.

Asıl yapabileceğiniz şey; küçük adımları, takdir edilecek anları görmek ve ekibinizi büyük başarılar elde etmeye hazırlamak olmalıdır.

Zamanında ve içten bir şekilde takdir ettiğinizde ışıldayan gözleri görmeniz hiç zor değil.

Sevgilerimle,

Mehtap TAŞKIRAN ERCAN

ATC Profesyonel Koç &Uzman Eğitmen

“BİR ŞEY EKSİK” ÇIKMAZI

 

Birçok şeyin yolunda gittiği zamanlarda bile mutlu olmak yerine o içimizi saran anlamsız mutsuzluk hissi vardır ya hani. İçimizi kemiren tatminsizlik duygusu, bir garip his işte beynimizden gözlerimize oradan da kalbimize çöken görememezlik hali…
Saatler hatta günler süren “Bir şey eksik” dürtüsü…

Ne yapsan gitmez senden. Kendine bile düşman kesilir insan. ”Yapamıyorum, ben tam anlamıyla mutlu olamıyorum.” der durur… İşin kötüsü aradığının ne olduğunu kalpten bilmediği sürece de hiç bulamaz…

Neyi arıyoruz? Mutluluğu mu?

Her fırsatta kendimiz ve sevdiklerimiz için sağlıklı, huzurlu, mutlu bir yaşam dilerken bunların ne anlama geldiğini düşündük mü hiç? Sahip olduklarımız bu resme uymuyor mu?

Önce kendimize dürüst olalım. Biz aslında sahip olamadıklarımızın peşinden giderken, bizimle orda, o an da olanları yok sayıyoruz… Tamamlanamamışlık düşüncesi ile mutsuzluğumuzu besleniyoruz… Tamamlanmayı dışarıda arıyoruz…

Mutluluk içimizde demişler bilirsiniz bu sözü. İçimizde olan bir duygunun dışarıdan gelmesini beklemek… İşte bütün sorun bu olsa gerek.

Mutluluk ve mutsuzluk birlikte yaşayan iki duygu… Biz eğer; mutsuzluğu besliyor, büyütüyor ve mutluluğu gözle görülmeyecek, kalple hissedilmeyecek kadar küçültüyorsak hep eksik kalırız..

Düşünme şeklimiz ise bizim hangi duyguyu büyüteceğimiz konusunda kilit nokta.. Beynimizin doğal bir eylemi olan düşünme özelliğini kontrol edebilirse insan, o zaman bir şey eksik diye değil bunlar da var diye bakabilir.

Kendi yaşamınızın resmini yaparken kullanacağınız renk düşüncenizde gizli… Renginizi; içinizdeki mutluluktan ya da mutsuzluktan seçmek sizin elinizde…

Mehtap TAŞKIRAN ERCAN

ATC Profesyonel Koç & Uzman Eğitmen

VAKİT NAKİTTEN DEĞERLİDİR…

Bir kafede baba ve 2 küçük oğlu yemek yiyordu. Aslında yemek yiyenler çocuklardı. Baba ise elinde telefonla sürekli bir şeyler yapıyordu. Belli ki baba çok yoğun çalışan biri ve biraz da olsa çocuklarına zaman ayırmak, onlarla vakit geçirmek için dışarı çıkarmıştı. Görev tamamdı, vicdan desen o da rahattı.Beden orda ama ruh ve kafa hala işteydi.Çocuklar değişen atmosferde ama aynı şartlarda oyalandılar.Hesap ödendi ve evlerine gittiler.
Çok çalışıyorum diyordu başka bir baba. Sizin için bu çabam diye de ekliyordu. Çocuk çok para kazanmanın neden bu kadar gerekli olduğunu anlayamıyordu. Onun önceliği anne-babasıyla birlikte zaman geçirmekti. Özel okulda okumak, bir sürü istemediği ama sırf arkadaşları gidiyor diye gitmek zorunda kaldığı aktivitelere katılmak gibi bir derdi yoktu.Çok çalışan baba eve her gün yorgun geliyordu.Enerjisi tükenmiş bir halde koltukta oturuyor ve günü bitiriyordu.
Bu çocuklar bir gün büyüdüler. Arkadaşları oldu, gittikçe uzaklaşıyorlardı aileden. Artık birlikte bir şeyler yapalım diyen gözlerle bakmıyorlardı anne babalarına. Dışarıda olmak, arkadaşlarıyla vakit geçirmek istiyorlardı. Bu sefer roller değişmişti.Anne-baba ise kendileriyle ilgilensin, zaman geçirebilsinler istiyorlardı.”Artık bizimle hiçbir şeyini paylaşmıyor.” diye yakınıyorlardı.”İletişimimiz koptu.” diye de ekliyorlardı.
Nerede hata yapmışlardı?
Bütün çabaları çocuklarının iyi birer hayat sürmesi içindi. Haklılardı. Tüm iyi niyetiyle böyle davranan anne-baba aslında bunu kendi babasından öğrenmişti. Bu rol model kuşaklar boyu devam edip gelmişti.Yanlış bir şey yoktu ortada.Olması gereken buydu.
Anne bir şekilde çocuğuna zaman ayırıyor. Çalışıyor olsa da doğumundan bu yana en çok vakit geçirdiği kişi olduğu için bu durum tolere edilebiliyor.Ancak, özellikle babaları ile verimli iletişim kuramamış, paylaşımları olmamış çocuklarda ileriki yaşlarda ciddi eksik kalmışlık duygusu yaşandığı görüyoruz.Baba yanlarında olsa bile içten içe bu özlemi çok yoğun yaşıyorlar.
Bazı çocuklar bu durumu öfke ile ortaya koymayı tercih ediyor.Bu da, baba ile çocuk arasında gergin ve aşılması zor yollar oluşturuyor.
Aslında burada çocuk babasını sevmediği için değil, tam tersi çok sevdiği ve bu sevgisinin karşılığını alamadığını düşündüğü için böyle davranıyor.Kendisini hep başka şeylere tercih edilmiş olarak gören çocuk yetişkinlik döneminde özgüveni düşük bir birey haline dönüşebiliyor.
Babalar, özellikle erkek çocuklar için bir model kaynağıdır.Babaya bakarak kendi modelini geliştirir.Baba ile bunu geliştirecek yeterince fırsatı olamamışsa ve etrafında ona rol model olabilecek birileri de yoksa kimlik gelişimini sağlıklı bir şekilde tamamlayamaz.
Kız çocukları da baba ile kurabildikleri sağlıklı iletişim ile ileri de kuracakları karşı cins iletişiminin temellerini atarlar.
Çok çalışıyor olabilirsiniz.Geçim derdinden başka şeylere fırsat bulamıyor olabilirsiniz.Hatta bazıları bu durumu çocuklarının şımarıklığına veriyor olabilir.Ama zamanında sağlıklı ve verimli paylaşımlar gerçekleştiremezseniz bunu sonradan sağlamanız çok zor.O yüzden her istediklerini almaya çalışmayı bir kenara bırakın.Siz gerçekten çocuklarınıza kalpten tüm ruhunuzla teslim olduğunuz zamanlar ayırın…
Sonrasında akılda kalan onlara aldığınız pahalı oyuncaklar değil, birlikte geçirdiğiniz zamanlar olacak.. İstekler bitmiyor, ama yaşam her an tükeniyor..

Sevgilerimle…

Mehtap TAŞKIRAN ERCAN
ATC Profesyonel Koç & Uzman Eğitmen